KUŞDİLİ ÇAYIRINDA UÇAK KAZASI

 

Sana sarıldığım, sıkı sıkı sarıldığım günü hatırlıyor musun?
Saçlarını karıştırdığım, gerçekten mutlu olduğum o küçük anları hatırlıyor musun?

Yüzüne dokunurken parmaklarımın sıcak mı, yoksa soğuk mu olduğunu hatırlıyor musun?

Nasıl gülümsediğimi?

Hayır! O küçük gülümsemeler sadece bana ait, ağlamalarda.

Dışarıda kar yağıyor, sonra sis sonra yağmur, sonra güneş, dünya dönüyor. Ne kadar bildik, bir o kadarda gizemli sözcükler. Saatin kaç olduğunu , dalgaların kıyıda nasıl eridiğini, bir insanın nasıl mutlu olabileceğini, bana söyler misin? Düşlerime girer misin? Biraz çay içer misin?

Beni gizli gizli iki kapı arasında öpüp yanağımı okşar mısın?
Benim kölem olur musun?

Bulutlara bakmayı sever misin?

Tost yer misin?

Ölür müsün?

Saatin kaç?

Hadi bulutları düşüneyim. Uçakları , köstebekleri ve kadınları. Sokakta çığlık atalım, hırçınca hızlı kavga edelim. Vur bana , bu sevişmek kadar gerçek.

Ağlıyorum.

Vaz geçiyorum.

Seni rahat bırakıyorum.

Oyunlarımızın selamını veriyorum.

Hastalıklı günlerin aşkını kapatıyorum.

Susuyorum.

Tekrar susuyorum, gözümün önüne iki ayrıntı geliyor. Ense kıvrımın ve bacakların, yüzün sisler içinde kayboluyor. Uzun merdivenleri olan bir konağın kapısındayım. Başım ağrıyor. konağın parke taşları ıslak, tavanında ise rutubet.

Hiç lekeli gömlek giymek zorunda kaldın mı?

Ailenle yaşamak kolay mı? Zor mu?
Bakışlarını en çok hangi konu konuşulurken  kaçırırsın?

Tramvay geçiyor.

Çok hızlı.

Bulunduğum yere yığılıyorum. Sis gittikçe artıyor hem kar yağışı hem de yağmur; Ne yapacağımı bilmiyorum. Şemsiyemi tamir ettirmek istiyorum. Genelde  ayakkabıcılar tamir ederdi eskiden. Saat kaç? Kuşdili çayırına gitmem gerekiyor. Sen benim çocukluk arkadaşım ol. Akşam olmasına beş saat olsun. Elimizde simitler ara sokaklarda dolaşıyor olalım, martılar bağıra çağıra uçuşuyor olsunlar. Hava diğer insanlara göre kasvetli ve bunaltıcı, kimin umurunda olsun. ``İki film birden`` seks sinemalarının rutubet kokulu koridorlarında kimseye görünmeden oturuyor olalım, bakışlarımız ayıp. Sonra trenleri izliyor olalım, tekerleklerinden çıkan kıvılcımlar üzerine konuşalım uzun uzun. Ben seni  Musevi mezarlığında dudağından öpeyim.
Sinemanın kokusu gömleklerimizde, yanaklarımız sıcak.

Saat kaç?

Konak eski  halinde, yaldız boyalı. Kapısında alçı bir çocuk heykeli var, koridorları çilek reçeli kokuyor. Ben çatı katındayım. Çaylı konyak ve sıcak francala, üzerinde ince bir dilim peynir, biraz tereyağı ve reçel yer misin? Senin sandığın var mı?  Sen benim sık sık kapısının önünden geçtiğim varakçı ustasıymışsın parmakların yaldızlı. Elimi sıkıyorsun, heyecanlanıyorum.

Sen hiç bir insanı çok ama çok isteyip sonra durup dururken istemediğin, yada bir ara isteyip sonra tekrar istemediğin oldu mu? Seni sıkıyor muyum?

Hadi git! Seni bırakıyorum, izin veriyorum sen olmana. Yoksa ben, bensiz çay içemeyeceğim.

Konak gittikçe çürüyor. Sis artıyor. Yağmur yağmıyor. güneş açmıyor. Saatler geçmiyor.

Sen hiç uçağa bindin mi? Ya da o geçen tramvaya? Sana  kağıt kutularda hostesler servis yaptılar mı? Onların kombinezonlarını düşündün mü? Uçağın yükselirken titreyişini, tramvayın sesini ve sisin üzerindeki berraklığa anlam veremediğin oldu mu?

Düşünceyi bozmak çok tatlı.

Şemsiyemi tamir ettirmeliyim. Yada kanatlarımın olması için daha derin soluklar almalıyım. Senin hiç soluk alamadığın oldu mu? Gece yarısı soluksuz kaldığın, panik halinde uyandığın, kendinden nefret ettiğin, yada kekin kabarmadığı için mutfağındaki fayanslara bakıp sustuğun oldu mu? Sen çatalı ağzına nasıl götürürdün? Nasıl konuşurdun? Nasıl gülerdin? Benim gülümseyişlerimi bir fenerci çaldı, ışığına şekil verebilmek için. Sen sevgilin için neler verdin? Onun senden ne çalmasına müsaade ettin.

Bir kayık boğazın akıntısında kayıyor. Gemilerin seslerini duyuyorum.

Gittikçe sandala yaklaşıyorlar.

Klasik müzik, sarı bir gramofondan yayılıyor.

Gülmesini biliyor musun?

Uçsuz bucaksız güneşli çimenleri düşün, koşmuyorsun, yürümüyorsun, sadece uçuyorsun. Uçmak yüzmekle başlar, bunu biliyor muydun?
Hadi git! Seni bırakıyorum, yada olduğun yerde kalabilirsin. Kendine yeni giysiler bir don alabilirsin, farkına varmadan mağazalarda zaman geçirip pizza yiyebilirsin, okuyabilirsin, kendine şemsiye tamircisi bulabilirsin, eve ekmek almayı unutabilirsin, şehrin bir merkezine gidip uzun uzun saat kulesine bakabilirsin ve orada bir insanla selamlaşıp geri dönebilirsin yada bir caminin yada kilisenin önünden geçerken melekleri düşünüp paranla kendine kanat almayı deneyebilirsin.

Susabilirsin.

İstersen susabilirim.

Sana kızdığım, çok kızdığım günü hatırlıyor musun? Kaşlarını mı çatmıştın yoksa dudaklarını mı büzmüştün? Pijaman çizgilimi yoksa çıplak mı yatarsın? Benden nefret ediyor musun? Etmediğini belli ediyor musun?

İlkokul yıllarında tahtanın önünde sözlüye kalktığını ve terlediğini düşünüyorum. Koridorlar çocuk sesi, bahçede koşuşturuyoruz, formamın kemerini koparıyorsun, ayağımla kıçını tekmeliyorum, yere yuvarlanıyorsun. Okulun dışındaki tuvalette üstünü siliyoruz. Mutlu musun? Ellerim çamur içinde kalıyor. Sol işaret parmağım kızarık, zonkluyor dolama olacak galiba. Bayat simit ve gazoz almaya kantine gidiyoruz, yerlerde kağıt parçaları ve gazoz kapakları var. Uzun uzun gazoz kapaklarına bakıyoruz sen bir ara silgini düşürüyorsun alırken elimi ısırıyorsun, şakadan, canım yanıyor. İçim ürperiyor. Sırada yer değiştiriyoruz sen benim yerime, ben senin yerine. Ben sen, sen ben oluyoruz. Çocukluk aşkı hüviyet rengi tanımıyor.

Susuyoruz.

Sana susalım dediğim anı hatırlıyor musun?  Hep susalım hiç  konuşmayalım, sonsuza kadar konuşmayalım. Çay içelim, Lanet olası o keki yiyelim, sevişelim ve susalım. Birbirimize bakalım. Gördüğümüz rüyaları anlatalım, sen rüyada uçuyor ol. Varsa tanrıya birlikte yaklaşıyor olalım, sen ve ben evliya olmuşuz. İnanır mısın? İnanmaz mısın? Birlikte bir tatile gitmeye delalet olsun bütün bu rüyalar. Önümüzdeki ayın üçünde, uçakla tatile gidelim. Uçağın her sarsıntısında gözlerini kırparak bana gülümse, tramvay gittikçe yavaşlıyor, uçak sislere  girecek sen susuyorsun, konuşmuyorsun. Konuşmanı istiyorum, hiç susmamanı, berrak havanın tadını çıkararak durmadan hiç susmadan tekrar tekrar aynı kelimelerde olsa konuşmanı istiyorum.

Sen susuyorsun. Ayağa kalkıp yürümeye başlıyorsun. Bir daha dönmüyorsun. Uyanıyorum. ``Günaydın`` diyorum. Yüzün asık`` Günaydın``  diyorsun. Gözlerimi kapatıyorum. Saati soruyorum. Bana bakmadan televizyon izliyorsun. ``Yeter artık``  diyorum.

Konaktan bir cenaze kalkıyor, mahalleli bir kaç kadın mırıldanarak  helva kavuruyor, soluk alamamaktan şikayetçi bir kadın gece yarısı boğularak ölüyor, melek olması için tabutuna iki küçük kanat takıyorlar. 

Bir uçak düşüyor Kuşdili çayırına, yüzlerce insan soluksuz kalarak olduğu yerde parçalanmadan, kan akmadan, öylece susarak ölüyorlar.


Şu anda işte misin? Yoksa işe mi gitmeye hazırlanıyorsun? Saatin kaç? Şort mu giyiyorsun? Pantolon mu ? Sen gidiyorsun. Ama işe değil. Beki de gezmeye yada benden çok uzağa.

Elveda!

Bir anda birden bire durup dururken.

Elveda! 

Seni bir daha hiç göremiyorum. Özlüyorum çok özlüyorum, yanına gelebilmek için  derin soluklar almaya çalışıyorum, rüya görmüyorum, kanatlarım zaten yok.

 @ 1993 Murat İpek 

cv giris