> Yazılar

 < GERİ
 

          IŞIK BULUŞMASI KATILIMCI YAZILARI

 

Daha aydınlık, aydın bir Türkiye için ışığın doğru tasarlanması gerekmez mi?

Sanat eğitimi almış olanlar bilir; eğitimde öğrenciye en çok sanatla, zanaatı birbirinden ayırmayı öğretirler. Ve her sanatçı yapılanmasında bu iki çizgi üzerinde bilinçlenerek hayat boyu kendini geliştirir, ya da bu iki değer arasında sıkışarak bocalar.

Bu noktadan bakıldığında ışık tasarımı, tiyatro sanatı içinde “zanaat” ve “sanat”ın birbiriyle kesiştiği noktaların üzerinde durmaktadır. Bu durum çok doğal olarak dikkatli, iyi düşünülmüş tanımlamaları gerektirmektedir. Türkiye'de bu ve buna benzer tanımlamalar şimdiye kadar bireysel çerçevede kalmıştır. Bunun nedeni hepimizin çok iyi bildiği gibi ışık tasarımının Türk tiyatro tarihinde çok yakın bir geçmişte kendini ortaya koyup, kaçınılmaz gerekliliğini ispatlamasıdır. Artık sahne ışığı; kurgulanan oyunun plastik değerlerini kendi içinde yorumlayıp, oyunun ana ve alt temalarının belirlenmesinde, oluşmuş olan kolektif düşüncenin bireysel öğeleri de içine taşıyarak dışa vurumunda belirleyici bir sanat dalı olarak tanımlanmaktadır. Bu tanımlamanın eksik ya da fazlalıkları ise ülkemizde bu sanata kendini vermiş sanatçılar tarafından bilgi akışının hızlanmasıyla toparlanacak ve akademik bir dile, yapıya bürünecektir.

Kaçınılmaz olarak, bütün bu temaların ve plastik değerlerin içinde söz konusu oyunun kolektif yorumunun -biçiminin- üzerine kendi yorumunu ve çizgisini koyabilen bir ışık tasarımcısı, sanatçı performansını açığa çıkarabilir. Bu anlamda kendini ifade etmede bireysel dışa vurumu ilk adım olarak görüp bu platformda yürüyerek, diğer sanatçı arkadaşlarıyla eserin genel ifadesine yönlenir ve tasarımını bu merkezden boyutlandırabilir.

Bunun yanında günümüzde, yönetmen tiyatrosu ömrünü hemen hemen tamamlamış gibi görünmektedir. Yeni tanımlamalarda yönetmen, oyuncusunu ve tasarım ekibini bir oluş üzerinde özgürce düşündürtebilen ve aldığı verileri yorumlayıp tekrar tekrar düşünce fırtınasına kendini atıp bir bütüne götürebilen sanatçı olarak tanımlanıyor. Fakat günümüzde Türkiye'de bu ve buna benzer tanımlamaları yapılanmasına geçirmiş, refleks bir çalışma yapabilen yönetmenlerin az olduğunu biliriz. Genelde yönetmen kendi düşünü realize etmeye çalışan tek yaratıcı beyin olarak kendini ortay koyar ve çıkardığı sonuçlar ise genelde tatmininden öteye geçmeyen süslü çalışmalar olarak sahnelenir. Bu ve buna benzer çalışmalar da oyuncuyu istenilen karakteri ya da tipi ortaya koyan iyi bir modele, dekor tasarımcısı fonksiyonel olanı yapıp getiren bir marangoza, kostüm tasarımcısı bir terziye ve ışık tasarımcısı da bir elektrikçiye dönüşür ve sonuçta ortaya bir gösteri çıkar ama bütünde bu tip çalışmalar merkezcil, tek beyinin genelde boyutsuz işleri olarak tanımlanır.

Çoğunlukla “Tiyatro bir hiyerarşi merkezidir ve yönetmen de bu hiyerarşinin en üstünde bulunur.” (!) tanımlaması da, aslında içinde eşit ve paylaşımcı tiyatro disiplinini ifade etmektedir. Fakat yaşadığımız bu ülke ve yaşam biçimimizin getirdiği yapılanma, doğaldır ki tanımlamalarımızı ve sanatın ortaya konuluş biçimini de ne yazık ki olumsuz etkilemektedir. Bu anlamda düşünce özgürlüğünün gerektiği kadar serpilmediği ve bu bağlamda paylaşım formatlarının sağlıklı işlemediği bazı tiyatro yapılanmalarına teknik yetersizlikler de eklendiğinde ışık tasarımcısı değil sanatçı performansını, zanaatını bile ortaya koyamayan emekçilere dönüştürülmektedir.

Bu bağlamda yönetmen ve diğer sanatçıları, fiziki yetersizlikleri bir kenara koyduğumuzda bir ışık tasarımcısının sağlıklı bir sonuç alabilmesi için olması gereken özelliklerini kabaca sıralamamız faydalı olacaktır. Bu sıralamanın ilk maddesini kuşkusuz, ışık tasarımcısının sahne estetiği konusunda bilgili ve deneyimli bir göze sahip olması alacaktır. Bunun geliştirilmesi için öncelikle plastik sanatlarda resim başta olmak üzere, fotoğrafçılık, sinema, heykel, müzik vb. bilgisinin ve görgüsünün olması gerekir. Bunun yanında oyunu yorumlayıp takip edebilmesi ve alt yapısını çıkarabilmesi için (dramatik, plastik analiz yapabilmesi) sağlam bir edebi formasyona ve hayal gücüne ihtiyaç duyar. Ayrıca oyunculuğun ne olup ne olmadığını, temel oyunculuk ilkelerini bilen ve bunu ayırt edebilen bir vizyona sahip olup, ışık uzmanı ve elemanlarıyla konuşabilecek kadar elektrik bilgisine vakıf olup, malzemelerini (spotlarını, ışık masasını vb.), enstrümanlarını tanıyor ve kullanabiliyor olması gerekmektedir. Bu noktada donanımlı bir ışık tasarımcısının görüldüğü üzere tiyatroyu her alanda kavrayabilmiş, her ayrıntısında fikir üretebilen ve uygulayabilen entelektüel bir yapıya sahip olması, oyunun bir bütün içinde değerlendirilip yorumlanması açısından kaçınılmazdır. Unutmamak gerekir ki, ışık tasarımcısı yönetmenden sonra oyunu bir bütün olarak algılayıp çözümleyen sanatçıların başında gelir.

Bu bilgiler ışığında ışık tasarımının ülkemizdeki durumunun, dünya ölçeğinde bakıldığında, emekleme sürecinde bile olmadığını görürüz. Oldukça geç kalınmış bu gelişim sürecinin en önemli nedenlerinden biri de yine hepimizin bildiği gibi tiyatroya, başta devlet olmak üzere, toplumun gerektiği kadar ilgi göstermemesi ve bu konuda iyileştirme, yapılanma sürecine gidilmemiş olmasıdır. Özellikle bir ışık tasarımcısının enstrümanı olan teknik malzemelerin pahalılığı parmakla sayılacak kadar az olan özel tiyatroları kısıtlarken, kurum tiyatrolarında ayrılan bütçe ve eleman istihdamının komikliği başta Türk tiyatrosu olmak üzere aynı çatı altında ışık tasarımcılarını ve çalışanlarını etkilemektedir. Bütün bu olumsuz tablo karşısında, neler yapılması gerektiği öteden beri söylenip durulmuş fakat görülen o ki bir arpa boyu yol alınamamıştır. Bu noktada her zamanki gibi ümitsizliğin getirdiği yorgunluğu kenara bırakıp, öncelikle bu sanat dalında rüştünü ispat etmiş (alaylı ya da okullu) bütün ışık tasarımcılarının bir araya gelip durum değerlendirmesine girmeleri ve bu durum değerlendirmeleri yanında tanımlamalar ve ortak dil kullanımı üzerine çalışmalar yapmalıdır. Öncelikle iç eğitimi destekleyip bilginin paylaşılıp kayıt altına alınmasına önem verilmeli ve bu konuda bir müfredat oluşturulup ışık tasarımcısının teknik anlamda yardımcısı olan asistan, ışık uzmanı ve elemanlarının eğitimine ve iş hukuku konusunda iyileştirilmelerine geçilmelidir. Bu anlamda yetki ve sınırlamaların altının çizildiği planlı bir çalışmanın yapılması, ışık tasarımının Türk tiyatrosunda yerinin belirlenmesinde ve ilerde akademik bir eğitimin oluşmasında önemli bir adım olacaktır. Bu konuyla ilgili başlayan çalışmalar ise ümit verici görünmektedir.

Umuyoruz ki ileride bu denli yozlaşmış bir popüler kültürü desteklemeyen bir devlet anlayışı ön plana çıkar, sanatın ve sanatçının, milletin, ülkenin var olmasındaki önemi anlaşılır ve bizden sonraki kuşaklara övünebileceğimiz bir şeyler bırakırız.

Şimdi tekrar soruyorum :

Daha aydınlık, aydın bir Türkiye için ışığın tasarlanması gerekmez mi?



MURAT İPEK
BBT KONUK IŞIK TASARIMCISI